Prof. Dr. Tolga Şirin’den liseli eylemleri hakkında anayasal değerlendirme: “Disiplin cezası değil, hak koruması gerek”

Son günlerde Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde lise öğrencilerinin gerçekleştirdiği barışçıl protesto eylemleri kamuoyunda geniş yankı uyandırırken, anayasa hukukçusu Prof. Dr. Tolga Şirin konuyu hukuki açıdan değerlendiren bir yazı kaleme aldı.

T24’te yayımlanan “Liseli eylemleri hakkında kısa bir anayasal not” başlıklı köşe yazısında Şirin, lise öğrencilerinin protestolara katılmasının hem Anayasa’nın 34. maddesi hem de Türkiye’nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi kapsamında bir hak olduğunu vurguladı.

“Bu hak çocuklar için de geçerli”

Prof. Dr. Şirin, Anayasa’da yer alan “herkes” ifadesinin çocukları da kapsadığını belirterek, çocukların toplanma ve ifade özgürlüğünün pedagojik değil, anayasal bir mesele olduğunun altını çizdi. Şirin’e göre, bu özgürlükler sadece ebeveynler tarafından korunmakla kalmamalı; çocuklar gerektiğinde bu koruyuculardan da korunabilmelidir.

Yönetmelik Anayasa’nın üstüne çıkamaz

Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği’nde yer alan ve öğrencilerin izinsiz etkinliklere katılması durumunda okuldan uzaklaştırılmasını öngören düzenlemeyi de hukuka aykırı bulan Şirin, “Temel hak ve özgürlükler yalnızca kanunla sınırlanabilir. Yönetmelikle böyle bir hak sınırlandırılamaz” ifadelerine yer verdi.

Bu görüş, Anayasa Mahkemesi’nin 22 Şubat 2024 tarihli ve E. 2023/78, K. 2024/55 sayılı kararına da dayandırıldı. Kararda, hakların özüne dokunulamayacağı ve yönetmeliklerin Anayasa’ya aykırı düzenlemeler getiremeyeceği vurgulanıyor.

“İfade özgürlüğü çocuğa da aittir”

Şirin, ABD’deki Tinker kararını da örnek göstererek, “İfade özgürlüğünü kullanan kişinin çocuk olması, bu hakkı ortadan kaldırmaz” dedi. Barışçıl şekilde görüşlerini açıklayan çocuklara, sırf bu görüşler rahatsızlık veriyor diye disiplin cezası verilemeyeceğini belirtti.

Prof. Dr. Tolga Şirin’in anayasal yorumları, çocukların yalnızca eğitim sistemi içinde edilgen bireyler değil, aynı zamanda hak sahibi ve aktif yurttaşlar olarak görülmesi gerektiğini bir kez daha gündeme taşıdı.