y.m.k @ msn.com

Mansur Yavaş’ın CHP’den ayrılışını yalnızca bir parti üyeliğinin sona ermesi olarak okumak bana eksik geliyor.

Çünkü siyasette bazen bir istifa, gidilen yerden çok geride bırakılan yolu anlatır.

Şimdi herkes aynı sorunun peşinde.

Mansur Yavaş bundan sonra ne yapacak?

Yeni bir partiye mi katılacak? Bağımsız mı kalacak? Cumhurbaşkanlığı denkleminden tamamen mi çıkacak? Yoksa bugün ihtimal dahi verilmeyen bambaşka bir siyasi yol mu açılacak?

Benim okumam biraz farklı.

Mansur Yavaş’ın attığı adımı yalnızca “CHP’den ayrıldı” cümlesine sıkıştırmamak gerekiyor. Bana göre Yavaş, kendisini yıllardır içinde bulunduğu klasik muhalefet denkleminden de uzaklaştırmaya çalışıyor.

Burada özellikle bir noktanın altını çizelim.

Yavaş’ın cumhurbaşkanlığı adaylığından kesin olarak vazgeçtiği yönünde siyasi kulislerde çeşitli değerlendirmeler bulunuyor. Ancak bunu Yavaş tarafından kesin biçimde ilan edilmiş bir karar gibi değerlendirmek için henüz erken.

Asıl dikkat edilmesi gereken de tam olarak burası.

Yavaş gerçekten cumhurbaşkanlığı hedefinden mi vazgeçiyor, yoksa kendisini partiler arasındaki mücadelenin dışına çıkararak başka bir pozisyon mu oluşturuyor?

Bence tartışılması gereken soru bu.

Yeni Parti neden bana uzak geliyor?

Okuyucu doğal olarak şunu sorabilir.

“Madem CHP’den ayrıldı, neden başka bir muhalefet partisine geçmesin?”

Elbette geçebilir.

Siyasette yarının ne getireceğini kesin ifadelerle söylemek doğru olmaz.

Ancak CHP’den ayrıldıktan hemen sonra başka bir muhalefet partisinin rozetini takmak, Yavaş açısından çok temel bir soruyu beraberinde getirir.

O halde neden CHP’den ayrıldı?

Büyük bir siyasi kopuş gerçekleştiriyorsanız, seçmene o kopuşun anlamını da anlatmanız gerekir.

CHP’den çıkıp kısa süre sonra başka bir muhalefet partisine geçmek, Yavaş’ın oluşturabileceği “bağımsız siyasetçi” görüntüsünü daha başlangıçta zayıflatabilir.

Bu nedenle bana göre Yavaş’ın bugün elindeki en önemli siyasi araç başka bir partinin rozeti değil, tam tersine rozet taşımamasıdır.

Peki ya AK Parti?

Gelelim benim asıl dikkat çekmek istediğim noktaya.

Bugün “Mansur Yavaş AK Parti’ye geçecek” diyebilmek için ortada doğrulanmış bir karar yok.

Dolayısıyla bunu gerçekleşmiş bir gelişme gibi yazmak doğru olmaz.

Ama bir köşe yazarı olarak şu soruyu sormakta hiçbir sakınca görmüyorum.

Mansur Yavaş bir gün yeniden bir siyasi parti çatısı altında siyaset yapmaya karar verirse, hangi tercih Türkiye siyasetinde gerçekten büyük bir kırılma yaratır?

Bana göre cevap başka bir muhalefet partisi değil.

AK Parti olur.

Burada “AK Parti’ye geçecek” demiyorum.

“Eğer büyük bir parti değişikliği olacaksa, siyasi anlam bakımından asıl üzerinde durulması gereken ihtimal budur” diyorum.

Çünkü Mansur Yavaş’ın siyasi geçmişini yalnızca CHP üzerinden okumak zaten yanlış olur.

Yavaş; milliyetçi ve muhafazakâr seçmenle iletişim kurabilen, buna karşılık CHP seçmeninden de önemli destek alabilmiş sıra dışı siyasi profillerden biri.

Başka bir muhalefet partisine geçmesi mevcut muhalefet bloğunun içerisinde yapılmış bir yer değişikliği olarak görülebilir.

AK Parti’ye olası bir geçiş ise bambaşka bir hikâye yaratır.

Bu, yalnızca Mansur Yavaş’ın parti değiştirmesi anlamına gelmez.

Türkiye siyasetindeki iktidar-muhalefet bloklarının sınırlarının yeniden tartışılmasına neden olabilecek ölçekte bir gelişmeye dönüşebilir.

İşte bu nedenle benim için soru...

“Yavaş yarın AK Parti’ye geçer mi?” değil.

Asıl soru..

“Yavaş bundan sonra kendisini hangi siyasi kimlikle tarif edecek?”

Erdoğan görüşmesi neden önemliydi?

Mansur Yavaş’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesini de bu tartışmadan tamamen bağımsız değerlendiremeyiz.

Aslında Türkiye Cumhurbaşkanı ile Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı’nın görüşmesinde olağanüstü hiçbir şey yok.

Devlet yönetiminde bu tür temasların olması son derece doğal.

Ancak siyasette bazen görüşmenin kendisinden çok zamanlaması konuşulur.

Yavaş hakkındaki siyasi gelecek tartışmalarının yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleşen Erdoğan görüşmesi de doğal olarak farklı senaryoların ortaya atılmasına neden oldu.

Buradan “AK Parti’ye geçiş konusunda anlaşma yapıldı” sonucunu çıkarmak için elimizde doğrulanmış herhangi bir veri yok.

Fakat ortaya çıkan siyasi fotoğraf yine de dikkat çekiciydi.

Yavaş kendisini yalnızca muhalefetin kendi içerisindeki tartışmalarına sıkışmış bir aktör olarak konumlandırmadı.

Bugün yaşanan gelişmelerden sonra o fotoğrafın yeniden hatırlanması da bu nedenle şaşırtıcı değil.

Ya hiçbir partiye gitmezse?

Şimdi meseleye tersinden bakalım.

Herkes Mansur Yavaş’ın hangi partiye geçeceğini konuşuyor.

Peki ya hiçbirine geçmezse?

Bence bugün üzerinde en fazla düşünülmesi gereken ihtimallerden biri tam olarak bu.

Çünkü bağımsız kalmak Yavaş’a çok geniş bir siyasi hareket alanı sağlayabilir.

CHP seçmeniyle köprülerini tamamen atmadan merkez sağa seslenebilir.

Milliyetçi seçmenle iletişimini sürdürebilir.

Muhafazakar seçmenle arasındaki siyasi mesafeyi azaltmaya çalışabilir.

Ve en önemlisi, gelecekte ortaya çıkabilecek olası bir cumhurbaşkanlığı denkleminde kendisini tek bir partinin sınırları içerisine hapsetmemiş olur.

Belki de Yavaş’ın önündeki en güçlü kart tam olarak budur.

Hiçbir yere gitmemek.

Çünkü siyasette bazen bir partiye katılmak güç kazandırır.

Bazen de hiçbir partiye ait olmamak.

Asıl mesele bundan sonra başlıyor

O nedenle başlangıçtaki cümleme geri dönüyorum.

Mansur Yavaş sadece CHP’den mi ayrıldı?

Bana göre mesele bundan daha büyük.

Yavaş, kendisini yıllardır içerisinde değerlendirdiğimiz siyasi denklemin dışına çıkmaya çalışıyor olabilir.

Cumhurbaşkanlığı adaylığından gerçekten vazgeçip vazgeçmediğini zaman gösterecek.

Yeni bir partiye katılıp katılmayacağını yine zaman gösterecek.

AK Parti ihtimalinin bir gün gerçek bir siyasi seçeneğe dönüşüp dönüşmeyeceğini ise ancak Yavaş’ın atacağı somut adımlar ortaya koyabilir.

Ama bugün başka bir gerçek var..

Mansur Yavaş’ın önünde yeni bir siyasi alan açılıyor.

Bu yüzden ben bugün “Mansur Yavaş hangi partiye geçecek?” sorusundan önce başka bir soru sormayı tercih ediyorum.

Ya Mansur Yavaş’ın asıl planı bir partiye geçmek değilse?

Ya bugün gördüğümüz şey bir siyasi kariyerin sonu değil de yeni bir konumlanmanın başlangıcıysa?

Ve son bir soru daha.

Eğer günün birinde parti rozeti yeniden takılacaksa, gerçekten başka bir muhalefet partisinin rozeti mi olur?

Yoksa Türk siyasetinde bütün hesapları yeniden yaptıracak çok daha farklı bir tercih mi?

Bunu bugün bilmiyoruz.

Ama siyaseti ilginç yapan da zaten budur.